24 Nisan 2008 Perşembe

Kayıp İlanı

Sabah yüzüme gülümsediğinde
Ben de gülümserdim en kırık resimlere.
Çerçevesiz bir resimdir kalabalıkta,
Yanlızcasına gözgöze gelişler.
Kitaplara, şiirlere sığmayan
iki kişinin şahitliğindeki bir dildir konuşulan;
duruşta, gülüşte, bakışta, en çok da susuşta...
Gün gelir deli-divane sohbetler susar,
Anlamadığın haller, dillenir.
Önce söz yabancılaşır,
"Başka"laşır sözcükler, bakışlar...
Zaman, mevsim sonlarını hatırlatan bir buruklukta iken,
Gönül bağında hasatsız bağbozumu başlar.

Feri sönük bakışlarla sorgusuz yaşamak...
Adı: Yabancılaşmak...


Sırlar yaşanır bayram şekerlerinin tadında
Sevincin anlamı başka bir sözcükte saklı,
Acılar ise başkasında...
Görünmeyen yaşlar aktığında
Ezgilerini mırıldanır aşk,
Bir çay gibi ikram edilen şarkılarla.
Düşlerde hasret giderir en utangaç yanın...
Paylaşılır düşler ,düşünceler
kimileyin de korkular...
El ele, göz göze değer; sıcacık.
Paylaşılırdı sıcaklık ...
Kucağını açmış baştan çıkarıcı yar gibiydi günler...
Hüzün Şarkılarından köprülerde birlikte yürürken,
Sarmaş dolaştı gölgeler...

Birbirine değmeden dokunmak...
Adı: Paylaşmak...


"Yasak" bir yola girince,
Sanmaların çarpışıyla herşey bir kazadan ibaret...
Körebe oyununda gölgeleri yaşamaktır yanılgı,
Zifirde ne yönün var, ne yanın...
Yüreğin kaldırmaya zorlanır "söylenmişleri".
Mutluluk hangi yabanda şimdi.
"Söylenmişlerle",
Zulmün karanlık sularına elleri bağlı atıldı en temiz yanım.
En temizi kirletmekten başka nedir zulüm...
"Göğüslerin İçindekini Bilene",
Zalimin, söyleyecek sözü olmalı elbet.

İnkarla-itiraf , susmakla-ikrar Ulu Divandadır, el aman...
Adı: Hakikat...

Umutların, özlemlerin, duaların sıcak bir somun gibi paylaşıldığı mutluluk,
Duvara asılmış ilandadır şimdi
Bir kayıp ilanıdır bu:
"Mutluluğum kayboldu! Hükümsüzdür..."

20 Nisan 2008 Pazar

Kıyamet Gülleri

Açan çiçeklerle birlikte döneceğim sana.
Dur...
Renklerin kıskanışını görecek
Cümle alem.
Ben sana çiçeklerin şahı "kızıl goncalarla" güleceğim.
Beyaz sadece saçlarımda kalacak.
Sen en hovarda duruşunla salın.

Kızılca kıyamet gül bahçeleri.
Ama sormamalıyım,
Sağır eden sessizliği
Küskün akşamları görmemeliyim
Dalları parçalayarak başkaldıran tomurcuklarla
benim de isyanım patlar.
Silinir sözler, silinir isimler.
Gözler dahi , silinir.... Ve silinir düşünceler.
En kadim yazı silinmez alnından.
Kaderin silinmezse yeniden yazılmaya,
silinmiş gibidir sözler, isimler, gözler ve düşünceler...
Ben asi bir tomurcuğum,
Baharın en delişmen seli.
Önüme katmışım mahsun bakışlı yarınları.
Boz bulanık akarım denizlerde durulmaya...

Dur...
Yarına ferman,
Kaderimden...
Çekilmiş kader kılıcı kınından
Boynumuz sırat köprüsü
Kesilmekse kesilir, kıldan ince...
Ya da keskin bir kılıçtır kader kılıcına bileyi ...

Bekle: Sabır suyu veriyorum ikimize de....

13 Nisan 2008 Pazar

Dönüşüm

Kum fırtınaları esiyor
gözlerim kirpiklerin parmaklığında.
Yanlız güneşi istiyorum halbuki
Ve henüz kararmamış bulutları...
yeşilin en acemisini avuçlarıma doldurayım,
Kana kana içeyim de içim göğersin.

Bir kavağın en üst dalının, son yaprağında
kuşların, arıların kanatları değsin yanağıma
gelincikler gibi utanayım.
Yeter ki değmesin yarin
ne sözü, ne de gözü...
Kahrın çelenkleri kimsesizlerin mezarında solsun,
Ben bahara dönmüşüm bir kere...

07 Nisan 2008 Pazartesi

Gecenin Sultanlığı

Saltanatım gece başlar.
Bulutların vurgununu yemiş gibi yıldızlar: ölgün.
Ben ay ışığıyla yarışırım.
Ve adını bilmediğim gece kuşlarının göğü yırtan sesiyle bir de...
Gecenin siyahi saltanatı gözlerimde,
çağlar ötesinden yolculuğu başlamış
yapayanlız bir çocuğum.

Sur'a üflendi benim gecemde...
Duygular mizanda yıkık-dökük;
yar hasreti ağır basar.
Onca kırılmışlığa
Un-ufak oluşlara
"hiç"liğe sayılışlara sevdanın kendisi değil,
gölgesi bile ağır basar...
Uyuyan toprağın sessizliğinde
uyanmak için ezip geçmeni beklerim...
"Ölmeden önce ölenlerle" dirilişi beklerim.
Gecenin saltanatında bir kandilden ibaretsin yaralı gönlüm.
Bilmez misin
Her kandilin ömrü bir nefeslik...
Acımasız bir rüzgar olunca sevgili ,
karanlığa mahkumsun,
ateş olmaya meyyal ise: yanmaya...

Gönlümün sultanlığı bir kandilin ömrü kadar....

Ya yanarak tükenirim,
Ya söner de biterim.

05 Nisan 2008 Cumartesi

Çiçeklerde Ömür

Erken açan çiçekler gibi
Ömür solgun.
Vakitsiz gelişler, vaktinden önce gidişlerle geçmekte günler
Gün, güne eklenir böylece.
Sabır, sanki ateşten bir gömlek.
Yana-yakıla giyilir: Aşka sabır...
Hatalara sabır...
Gelir,geçere sabır...
Düşmanlığa sabır...
Hırpalanmalara sabır....

Ve solgun çiçeklerdeki kadar hayatında renk kalır.
Söyle! Eskitme bir yürekle "yeni" nasıl yaşanır?

İlk yaşananla,
son yaşanan arasında sıkışıp kalmışken hayat,
gerisi teferruat...

Dokunmadan, görmeden.
Sormadan, sorgulamadan.
Ve hatta düşünmeden
bir yerlere atılıverir en acı veren,
damlalar halkalanır anıların duru gölünde...
Nilüferler nazlı sevgili gibi yüzüyorken sularında
yüzmek gerekir o sularda.
Ya boğulursun
ya da yıkanıp arınırsın:
"Yüzleşmek" denen şey,
bu işte...
Peki,
kaç yiğidin harcı.
Hayat
korkuyla, "mış"larla, "gibi"lerle
yani kaçışlarla yaşanırken
Kaç merd-i civan seninle
aynı sularda yıkanır...